Nisan 28, 2007

“…Eski bir aşkını anlatıyorken bana
Konuştuklarından yapılma bir sessizlik oluyor ağzım
Kaç kez kanıyorum bir bilsen
(ya da hiç bilmesen)

Sesinin ardında yüzün sessiz bir tabanca gibi duruyor
Kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum
Gece yüklü bir kamyon uykularımı solluyor

Yastığının altında yalnızlığın var biliyorum
Oysa ben senden bir bardak su istedim
Akdeniz değil
Son yalnızı benimdir bu kentin
İstanbul arkamdan gelir…”

still

Nisan 27, 2007

i swear >

I remember you telling me something dirty, we were on that crossroads just before the nauseating crowd. I remember you liked that shirt and wanted to buy it, i remember you walking slowly. I remember you insisted, i was never convinced and still i am not. I remember you writing, planning against me. I remember and see your choice. I was talking about the flag, i remember the time you were stunned, in the bus back home. I still remember when i throw the dice, and walk away.

If you do not plan to uncover the verdure, then teach me how to radiate, so that i can melt you; but you undendingly, blindingly radiate! If you plan to grant me a warm hug, do not hesitate, but i agree about the time and space stuff. Then I’ll be a devout listener and we will shine together.
But, am i dreaming?
I wonder if you whisper my name.

Though fire rages within me, no fire burns fiercer than his desire

Biraz zamanımı aldı, çokça da emeğimi, ama öğrendim. Rayların o huzurlu mayhoşluğu, ya da söylenenin aksine oradan dönüşü güzel olan şehrin o müthiş sahillerinde bulamadığım bir şey. Gözümün dalmasını sevmiyorum hiç, ama ne zaman şu karşıdaki yolda hareket halindeki bir ışığa gözüm takılsa donukça, O’nun yanımda olduğu zamanlar hariç en çok o anlarda duyuyorum o tatlı-acı kokuyu. İlhamların en büyüğünü veren şehir, seni bozkırla, onun ıssız yollarıyla aldatıyorum ve hiç pişman değilim.